SONSÖZ from aykırı1kişi on Vimeo.
Bugünkü modern insanlık, hâlâ bundan 1400-2000 yıl önce birkaç hayal ve rüya görüp "Ben, Allah'ı gördüm, onunla konuştum" veya "Ben peygamberim" demiş olan, birkaç hayalperest ve dengesize mahkûmdur.
Şimdi okumuş olduğunuz şahıs ve olaylar, konusu "yalancılık ve sömürü" olan bir romandan alınmamışlardır. Bu şahıslar, gerçekte çok daha vicdansız ve korkunçturlar. Çünkü bu gibiler, 2000-4000 yıllık yalan hikayelerle, insanları korkutmak suretiyle sömürmektedirler.
Türkiye ise, bugün hâlâ, bundan 1400 yıl önce yaşanmış olan Muhammed adlı Arap bir hikâyecinin hikâyeleri ile korkutulup maddi, manevi sömürülmektedir. Muhammed öldükten sonra, hikâyeleri yandaşlarınca bir kitapta toplanmış ve insanlar bu kitaba bir de kutsallık vererek taptırılmıştır (Bkz. Kur'an-Muhammed).
Muhammed ısrarla, Allah denilen kutsal bir varlıkla görüşüp konuştuğunu (Allah, mensubu olduğu kabilenin baş putuydu) ve kendisinin de bu Allah'ça peygamber yani elçi seçildiğini söylemiştir. Ne işe yarar bu Allah ve bu peygamberlik diye sorulduğunda da; "talan ve gasp edilen malların beşte birinin kendisine ve Allahına ait olması gerektiğini (Bkz. Kur'an-Enfal 1), etrafta beğendiği küçük-büyük (6 yaştan başlayan) bütün kadınların keyfine göre kendisine helal olduğunu (Bkz. Kur'an, Ahzab 37-50), bu kadınları idare etmede de Allahının kendisine güç verme ve dedikodu anlamında her türlü yardımı yaptığını söylemiştir (Bkz. Tahrim 1-5). Peki şu Allah'la bir de biz konuşalım dendiğinde Muhammed, bunun mümkün olmadığını Allah'ının sadece kendisine konuştuğunu ve bundan sonra da "tüm cihana hakim ve sonsuza kadar var olacak bu Allahın" bir daha da kimseyle konuşmak istemediğini iddia etmiştir. İnanmazsak ne olur diyenlere ise, size önce ben ve arkadaşlarım işkence eder veya öldürürüz (Bkz. Kur'an Maide 33, Nisa 89), sonra da Allah'ım, öldükten sonra sizi sonsuza kadar katran kazanlarında haşlar" diyerek çevresindekileri korkutmuştur.
Bugün Türkiye'ye baktığımızda korkutarak sömürme metodunu başarı ile devam ettiren daha modern hikâyeciler görüyoruz.
Bu tipte bir hikâyeci olabilmenin tabii ki belli bir şartnamesi bulunmaktadır. Bunlar genelde akıl hastası raporlu, durup dururken ağlayan, konuşurken tik halinde yaka-paçalarını çekiştiren kişilerdir.
Ancak insanda çok yüce bir cevher vardır. Bunun adına "VİCDAN" denir. Er geç bu "vicdan" bir insanda açığa çıkar ve insanlık aydınlanır. Böyle bir insan tüm insanlığın sorumluluğunu omuzlarında taşır. Amacı, insanlığı aydınlatarak onlara kendi gerçek güzelliklerini yaşatmaktır. Bilime dayanan akılla aradığı bu gerçeği, tüm insanlıkla benliksiz olarak paylaşmış olan zeki, dürüst, saygılı ve her şeyiyle modern bu "vicdanlı" insan YÜCE ATATÜRK'tür.
Atatürk bir insanlık devrimi yaparak tüm direnmelere rağmen tarihte ilk defa bu "akıl hastası palavracıları" insanlıktan defetmiştir. Ne yazık ki Atatürk'ü anlamış bir tek kişinin bile olmaması, bugün Türkiye'de halen, Fethullah Gülen gibi tescilli akıl hastalarının yine aynı korku filmlerini oynatmalarına izin vermektedir.
Ancak bir şey unutulmaktadır. Yüce Atatürk kendi yaktığı "vicdan meşalesini" Biz Türk Gençliğine emanet etmiştir ve bu meşale bu akıl hastası irticacıların nefesi ile sönmeyecek kadar güçlüdür.
Türk Gençliği olarak sana söz veriyoruz Yüce Atatürk. Biraz gecikmeli de olsak, elimizdeki bu meşalenin kıymetini bileceğiz ve insanlığa bir daha hezeyanlarla dolu günler yaşatmayacağız. Bize emanet ettiğin bu meşaleyle insanlığı aydınlatacağız.
Çünkü artık yalnız değilsin.. Seni anladık, seni yaşıyoruz.

